20/11/2006

ERKEKLERDEN YEMEK TARİFLERİ (II)

ZOR YEMEKLER

 

Kıymalı Bamya

 

Konserve türlüye benziyor ama içine daha önceden kavrulmuş kıyma konulmalı. Kıyma kavurmak çok zor ve zahmetli bir iş. Bu yüzden makarna pişirmeyi öneriyorum.

 

PÜF NOKTALAR

 

» Yemekleri daima tencerenin içinden yiyin. Böylelikle tabak kirletmemiş

olursunuz.

 

» Asla sade pilav yapmayın. Domatesli pilav yaptığınızda altını  tuttursanız bile renginden anlaşılmaz.

 

» Mutlaka soğanlı bir yemek yapacaksanız asla soğana dokunmayın. Özellikle rendelediğinizde elleriniz çok kötu kokuyor. Bunun yerine soğana ekmek tahtasıyla beş altı kez vurmayı deneyin, ayni işi görür.

 

» Patates kızartacaksanız soyduğunuz patatesleri asla yıkamayın. Kızgın yağa attığınızda çok kötü patlıyorlar.

 

» Yemekler asla kendi başlarına hareket etmezler. Şayet gecen ay yaptığınız tavuk kendi kendine kımıldamaya başladıysa kurtlanmış demektir. Sakın yemeyin.

 

» Sebzeleri pişirdikçe vitamin değerleri düşer. Mümkün olduğunca çiğ

tüketin.

 

» Karpuz tabağa koyulmaması gereken bir meyvedir. İkiye ayırıp ortasından kaşıkla yiyebilirsiniz.

 

» Tencere kapağı en mükemmel tabaktır.

 

» Buzdolabının sebzelik olarak adlandırılan kısmı yemeyi düşünmediğiniz şeylerin saklanması için idealdir. Bu bölüme konan şeyler nasıl olsa bir süre sonra unutulur.

 

» Sebzeliğin kapağını sıkı kapatırsanız çürüyen şeylerin kokusu dolaba daha az yayılır.

 

» Spagetti paketini açmak için paketi ortasından sıkıca kavrayın ve altını

tüm gücünüzle fayansa vurun. Paketin üst tarafı yırtılacaktır. Belki bu

işlem sırasında makarna unufak olabilir ama risk almaya değer. Özellikle

misafirlerin yanında yaparsanız tavsiye ediyorum. Öyle daha güzel, bu size çok maço bir hava verir.

 

» Sağda solda kulağıma çalınıyordu. Mutfak robotu denen birey varmış. Birden içimi bir heyecan kapladı. Madem bu işin robotu var ben niye koşturuyorum yıllardır diye sinirlendim. Hemen gidip aldım bi tane. Eve gelip kutusundan çıkardığımda itiraf etmeliyim ki hayal kırıklığına uğradım biraz. Ben açıkçası ufo gibi birşey bekliyordum, bu bildiğimiz tencerenin plastiği. İçindede vantilatör gibi birşey var. Bununla birlikte bi ton plastik zımbırtı daha çıktı içinden ama bi işe yarayacaklarını sanmıyorum. Neyse fişini taktım denemek için bi tane soğan attım içine. Bakalım ne yapacak diye bekledim. Kabuklarını bile soyamadı. Paramparça etti bıraktı. Sinirlendim attım bi kenara yazdan beri duruyor orda. Bir ara yıkayıp o vantilatör gibi olan şeyi bilgisayarıma takmayı düşünüyorum. Belki fan olarak iş görür. Onun dışında tamamen para tuzağı. ilerde çıkarsa mutfak androidi almayı düşünüyorum.

19/11/2006

ERKEKLERDEN YEMEK TARİFLERİ (I)

    ORTA ZORLUKTAKİ YEMEKLER: Hazır pizza pizzamızı fırınımıza atıp pişmesini bekliyoruz daha sonra fırından çıkarıp yanık yerlerini bıçakla kazıyoruz. Dikkat edilmesi gereken tek şey kazırken üzerindeki malzemeleri mutfak tezgâhına yapıştırmamak. Hazır köfte bu da nispeten zor bir yemek. Bir miktar sıvı yağı teflon tavaya koyup köfteleri içine diziyoruz. Köfteler tavayla ayni renk olmadan altını kapatmak gerekiyor. O yüzden başında beklemek lazım.

 

    ZOR YEMEKLER Konserve Türlü Bir miktar yağ ve salçayı tencereye koyup konservenin içindekileri döküp üzerine su koyuyoruz. Pişmesi çok uzun sürüyor. O sebeple başında beklemiyoruz. Gidip TV izliyoruz. Her seferinde yandıkları için henüz tadına bakamadım ama konservenin üzerindeki resme bakılırsa güzel bir şeye benziyor. Tavuk yapılışı makarna gibi. Sıcak suyun içine atıyoruz arada pişip pişmediğine bakmak için hayvanın kaba etine çatal saplıyoruz. Bu yemek piştikten bir iki gün sonra üzeri jelibon gibi oluyor. Bu yüzden pişirirken isteğe bağlı olarak bolca toz seker eklenebilir.

 

 

3/11/2006

BOŞ DUVAR

     Bu yazıyı okumanız sadece 30 saniyenizi alacak, ve sonunda
hayata ve ilişkilere bakış açınız değişecek.!!! İleri derecede hasta
iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden
sonra 1  saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam
yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı. Bu iki
hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri  yerleri anlatırlardı birbirlerine. Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir  sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model  bot’larını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu. Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle. Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeneniyle karsılaştı: Uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi  dışarı taşımaları için çağırdı. Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı. Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu  adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini. Pencere, boş bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı  görmediğiydi. "Sanırım seni cesaretlendirmek istedi" dedi.

29/10/2006

BELÇİKA POLİSİNDEN İNCİLER

Belçikalı polis memurlarının tutukları zabıtlardan alınan ve ''polisten inciler'' olarak nitelenen bazı örneklere yer verilirken, amacın zor bir mesleği icra eden polis memurlarıyla alay etmek olmadığının altını çizen basın, zabıtlardan şu ifadeleri aktardı:

 



"Taşıt, daha iyi ilerlemek için geri geri gitmeye başladı..."
"Sanığın derhal bir tımarhaneye götürülmesi gerekiyordu. Komiserliğe getirdik..."
"Ceset katilini derhal tereddütsüz tanıdı..."
"Üç zanlıdan beşi serbest bırakıldı..."
"Adam ifadesini verdikten sonra bizim anlamsız bakışlarımız önünde bayılıverdi..."
"Kadından istifade edemeyince tecavüz etti..."
"Adamın yüzünde ve boynunda gördüğümüz 9 bıçak yarası, bunun doğal bir ölüm olmadığını anlamamıza yardımcı oldu..."
"Büronun camları açık olmasaydı kapalı olurdu. Demek ki camdan kaçmış..."
"Sanık ifadesini yarım ağız imzaladı..."
"Kollarındaki bıçak darbeleriyle hastane yatağına çivilenmişti..."
"Adam, bilincinin yerinde olmadığını kabul edecek kadar bilinçliydi..."
"Polis, cesaretini toplayıp geri çekilme kararı aldı..."
"Sürücünün ölümüne neden olan kaza ölümcül bir kazaydı..."
"Adam karısı kadar sağırdı ve karısını hiç duymuyor gibiydi, anlaşamıyorlardı..."
"Sanığın oradan çıkması için elbette önce girmesi gerekiyordu..."
"Çok sarhoş olan sanık, polis olduğumuzu bilmeden bize ’pis polisler’ dedi..."
"Kadın, kimliğini gözyaşlarının arkasına saklamak istiyordu..."
"Yoğun aramalarımız sayesinde iki kayıp şahsın 5 cesedini bulduk..."
"Bize kimse gereken emirleri vermediği için, bu emirlere riayet etmek zor olmadı..."
"Tespit ettik ki tespit edilecek hiçbir şey yoktur. Açıklamaları o kadar karmaşıktı ki hiçbir şey anlamayıp sanığı serbest bırakmak için çok gerekçe olduğunu kararlaştırdık..."
"Suç, işlenmeden iki gün önce polis tarafından sabit görüldü..."
"Ceset bilinçsiz gözüküyordu..."
"Adamı vurur vurmaz sorgulamayı başlattık..."
"Tutukladığımız hırsız bizi polis çağırmakla tehdit etti..."
"Hırsızın amacı cinayet işlemekti..."
"Sanık, sorgulamanın sonuna kadar çok kibar bir şekilde sustu..."
"Sözlü ifadesini bizzat kendisi kaleme aldı..."
"Kazada iki kolunu birden kaybeden taşıt sürücüsü otoyoldaki diğer sürücülerin dikkatini çekmek için el-kol hareketleri yapıyordu..."
"İki taşıtın aynı gün birbiriyle çarpıştığı tespit edildi..."
"Suç duyurusunda bulunmak amacıyla komiserliğe gelen şahıs kendisini Hazreti İsa olarak tanıttı ve imza yerine bir haç işareti çizdi... Bariz bir şekilde sarhoştu..."
"Adam, şiddetli bir çekiç darbesiyle iki gündür yatağa çivilenmişti..."
"Çocuğun kaybolduğu, eve dönüşünden iki gün sonra tespit edildi..."
İpte sallanan cesedin suda boğularak öldüğü belirlendi..."
"Polis, fazla yağmur yağdığı için yerlerin karlı olduğunu fark edemedi..."
"Adam bize sürekli yalan söyleyerek tüm gerçekleri anlattı..."
"Sorgulama sırasında sanık sürekli bizi kendi gözleriyle süzüp durdu..."
"Büyük çabalarla ele geçirdiğimiz sanık, suni bacaklarından biri koptuğu halde koşarak kaçtı..."
"Polis memuru kendisine sataşan kişinin kafasına silah kabzası ile zorluk çekmeden vurabildi. Silah taşıma müsaadesi vardı..."
"İkameti belli olmayan sanığı evinden çıkarken yakaladık..."
"Adam, öldürdüğü kişinin ceset parçalarını buzdolabına tasnif edebilecek kadar soğukkanlı ve bilinçliydi..."
"Kazada anında ölen adam, geçen yıl da de aynı tür ölümcül bir kaza geçirmişti..."
"Ceset, birçok kurşun deliğine rağmen, su üzerinde yüzmeyi sürdürüyordu..."
"Bacağından vurulan adam, diğer bacağı ile polise kadar geldi..."
"Tecavüzcü, kadının bütün giriş kapılarını zorladı, ama başaramadı..."
"Polis müdahalesi olmasaydı tecavüz de olmayacaktı..."
"Ceset, katilin kimliğini vermeden öldü..."
"Duvar, süratle arabanın üzerine gidiyordu..."
"Sanık, kendisini dövmemize gerek bile kalmadan itiraflara başladı..."

 

25/10/2006

EŞEKLİĞİN TARİHİ

Fazla isteme…..

 

   ALLAH eşeği yarattı ve ona dedi ki : Sen bir eşeksin. Sabahtan akşama kadar yorulmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın, ot yiyeceksin, az akıllı olacaksın ve 50 yıl yaşayacaksın.

 

Eşek cevap verdi:30 yıldan fazla verme!!!!!

Ve öyle oldu….

 

Sonra ALLAH köpeği yarattı ve ona dedi ki: Sen köpeksin insanların mallarını koruyacaksın, onların en yakın dostu olacaksın, İnsandan geriye kalanları yiyeceksin ve 25 yıl yaşayacaksın.

 

Köpek cevap verdi: Böyle yaşamak çok fazla bana 10 yıl ver yeter.

Ve öyle oldu….

 

Daha sonra ALLAH maymunu yarattı ve ona dedi ki: Sen bir maymunsun ağaçtan ağaca sallanacak ve bir aptal gibi dolaşacaksın, insanları eğlendireceksin ve 20 yıl yaşayacaksın.

 

Maymun cevap verdi: İnsanların palyaçosu olarak 20 yıl çok fazla bana 10 yıldan fazla verme…

Ve öyle oldu…..

 

Ve sonunda ALLAH insanı yarattı ve dedi ki: Sen insansın dünyada düşünen tek canlı olacaksın, diğer yaratılmışlara hükmedeceksin, dünyayı yönetecek ve 20 yıl yaşayacaksın…

 

 İnsan cevap verdi:ALLAH’ım insan olmak için 20 yıl yetmez, lütfen bana eşekten artan 20 yılı, köpekten artan 15 yılı ve maymundan artan 10 yılı ver…ALLAH bunu kabul etti….

 

Ve 20 yıl insan olarak yaşadı, sonra evlendi 20 yıl eşek olarak sabahtan akşama kadar çalıştı, ağır yükler taşıdı…Sonra çocukları oldu ve 15 yıl köpek gibi yaşadı evini korudu ve aileden kalanları yediii…..

 

Sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun olarak yaşadı aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirdiii…

 

Ve  bu güne kadar böyle geldiii…

 

EVLİ ERKEKLER DERNEĞİ

 

 

25/10/2006

KİBRİT ÇÖPÜNÜN HİKAYESİ

Ben kibrit çöplerini insanların yaşamlarına benzetirim… Kibrit kutusu insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma. Bazı kibrit çöpleri vardır bir amaç için yanarlar, kimi bir sigara yakar, kimi bir ocak, kimi boş yere yanıp tükenir hiç bir işe yaramadan, kimi ise bir ormanı bir evi büyük bir alanı yakar kül eder kendisiyle birlikte.

   Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi gözükse de birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır. Bazıları yanmayacak kadar incedir, yakarken kırılır zannedersiniz ama bilirsiniz ki en iyi onlar yanar.

   Bazıları da epeyce kalın. Zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak ama yakınca bir bakarsınız fıs diye bir ses çıkarır kendisini bile yakamaz, sadece ucundaki kimyasal madde alev bile almadan kararır gider.

   Kimileri eğri büğrüdür ama yinede bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları eksiksiz yerine getirirler. Her zaman en üstteki kibrit çöpleri en önce yanar.

   Bir büyüğümüzün çok sevdiğim bir lafı vardır:  ‘Bir ağaçtan binlerce kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bir ormanı yakar.’

   Yanıp bitme hayatın bitmesi gibidir, ucundan başlar yavaş yavaş dibine doğru sonunda da kapkara bir şey kalır. İşte insan yaşamı da bu kibrit çöplerine benzer.

   Kimi insanlar vardır kötü işler yaparlar, orman yakma misali, kimi insanlar vardır kendinden beklenileni asla yerine getiremezler, kalın kibrit çöpleri gibi kendi kendilerini yok eder giderler, kimi insanlar vardır bir lambanın fitilini yakarlar kendileri yok olup gitse de ışığı kalır.

   Bazı kibrit çöpleri de aykırı insanları ifade eder, tüm kibrit çöpleri aynı yöne bakarken onlar tam tersine bakar kutuda. Kutu açıldığında ilk onlar göze çarpar ve herkesten önce yanarlar. AYKIRILIK BAŞA BELADIR.

   Bazı kibrit çöpleri birbirine yapışmıştır. Dikkat ederseniz onlarda kafadar insanlar gibidirler. Kanka misali biri yanınca diğeri de yanar.

   Ama en tehlikelisi kendisiyle birlikte kutuyu da yakan kibrit çöpleridir. İÇİNDE BULUNDUKLARI TOPLUMU ÇÖKERTİRLER.

   Bazı kibrit çöplerinin ucunda kimyasal maddesi yoktur. Ne yaparsa yapsınlar yanamazlar. Toplumun içerisinde ot gibi yaşar giderler. Toplum nereye onlar oraya.

                                             Acaba!..........

 SİZ HANGİ TÜR KİBRİT ÇÖPÜSÜNÜZ HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ ?

  

 

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
-->

24 Mode
12 Mode




Sondakika haberler
Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız

Canlı Tv İzlemek için Tıklayın

Mügenin Takıları